Psikiyatr Prof.Dr. Vamık Volkan ile Röportaj
Dünya çapında tanınan bilim adamı Dr. Vamık Volkan ile dünya siyasi tarihini anlamamız konusunda politik psikolojinin yaptığı katkıya ilişkin yapılan söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. Geçtiğimiz son üç yılda her yıl 27 ülkede ilgili otoriteler tarafından Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Prof.Dr.Volkan politik psikolojinin temellerini de Freud’a dayandırıyor. Volkan, Toplum içinde, “Kişi için büyük lider babadır. Kişi için toplum besleyici anadır” diyor. Politik psikolojiyle gerek milletlerarası ve gerek iç politik konularda atıflar yapan Prof. Dr. Vamık Volkan, “Apo çocukluğundan beri kuvvetli bir baba arıyordu ve hapse atılınca Türkiye Apo’ya kuvvetli bir baba oldu” diyor. Milletlerarası ilişkilerde psikanalitik politik psikolojinin pek kullanılmaması nı ise Einstein ile Freud arasında geçen ilginç mektuplaşmaya bağlıyor. Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunu da politik psikoloji açısından değerlendiren Volkan, Laik-İslamcı, Türk-Kürt, Alevi-Sünni tartışmalarını, “Bence dünyada Avrupalılar Afrika’dan ayrıldıktan ve Sovyetler “İmparatorluğu” çöktükten sonra bir sarsılma oldu ve her tarafta bu gibi vakalar alevlendi. Türkiye’de de alevlendi. Talihliyseniz bunları daha iyi yöne sokan liderler meydandadır, talihsizseniz başkaları” diyor. Söyleşide Türkiye’de ‘Türbanı bir sembol olarak görenler ile inancın gereği olarak görenler açısından’ Türban sorununu değerlendiren Prof.Dr. Volkan sorunu ‘Grupların Yas Tutması’ teorisiyle açıklıyor. Volkan, “Bu yas tutmanın bir belirtisidir. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu çökünce bir kayıplarımızın çoğu için yas tutamadık çünkü Atatürk’ümüz vardı, yeni bir kimliğimiz vardı. Onlarla meşgulduk. Şimdi şimdi neler kaybettiğimizi hatırlamaya başlıyoruz, fakat hatırladığımız zaman iyi şeyleri hatırlıyoruz ve doğal olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan şeyleri de hatırlıyoruz. Yani eski kimliğimiz ile bağlantı kuruyoruz. Dini politik yapınca işimiz bozuldu.” diyor. ABD'de yaşayan ve 30'dan fazla kitap çalışması bulunan psikiyatri profesörü Vamık Volkan, gelecek dönemde, kısa bir periyotta, İstanbul’da Cerrahpaşa’da psikiyatri ve Bahçeşehir Üniversitesi' nde politik psikoloji dersi verecek.
|
||||
|
Psikanalizin toplumsal ve tarihsel alanlarda özellikle gruplar üzerinde kullanılabilirliğ ini(ödipal ya da preödipal olgunlaşma dinamikleri açısından) değerlendirebilir misiniz?
Acaba psikanalistler hangi endişeyle bu geleneği devam ettirdiler?
Bu geleneğe uymayan istisnalar vardı ancak genel olarak psikanalistler bu işlere karışmadılar. Yahudi Soykırımından sonra birçok önemli Yahudi asıllı psikanalistler de ait oldukları büyük grubun başına gelenleri anmamak için kişilerin iç dünyalarını anlamayı tercih ettiler ve toplumlar üzerinde cok çalışmadılar. Böylece psikanaliz bir tedavi metodu olarak gelişti, toplumlardaki bilinçiçi ve bilinçdışı süreçler anlamak için önemli bir alet olmadı. Bu geleneğe uymayan istisnalar da Freud’u takip ederek buyuk grupların kişi için üyesi olduğu buyuk grubun ne anlami olduğu üzerinde durdular. Örneğin, kişi kendinin üye olduğu buyuk grubu besleyici bir anne olarak görüyor veya kişi buyuk grubun politik liderini ödipal baba gibi algılıyor. Bu kavramlar doğrudur. Fakat bu kavramlar çatışma içinde olan buyuk gruplara ait olan ozel (specific) konuları içe almazlar. Eğer ben bir diplomatik toplantıda Türkiye’deki bir politik liderin Türkler tarafında bir ödipal baba olarak algılandığını söylesem bu toplantıda bulunan diplomatların güldüklerini veya sözlerime bir metelik vermediklerini görürüm. Gerçek dünya islerinde yararli olabilecek ve topluma özel konuların psikolojik zeminlerini anlamamız gerekiyor. Psikanaliz ile toplum süreçlerini araştıranlar arasındaki işbirliğine karşı diğer bir engel ise siyasal bilgiler ve diplomasiden geliyor. 1853 de Ludwig von Rochau “Realpolitik” ismi verilen bir diplomasi yöntemini anlatmıştı. Bu yönteme göre milletler birbirleri ile olan çatışmalarını mantıki yönden incelerler ve ona göre karar verirler. Bu yöntemde derin psikolojik süreçleri düşünmek ve anlamak için yer yoktur. Realpolitik, simdi yeni isimlerle, (örneğin “Ratinal Actor Models” {Mantıki Aktörler Modelleri}) hala daha bu günkü diplomasinin çekirdeğidir. Soğuk Savaş’tan sonra Mantıki Aktörler Modellerindeki zayıflık farkına varıldığı zaman diplomasi psikanalizden değil “cognitive” psikolojiden yardım istemiştir. Yani toplumlarda paylaşılan ve cok zaman bilinçdışında gelişen süreçlere resmi diplomatik dünyada bakmak isteyen pek cok kişi yoktur. Toplumsal alanlarda psikanalizin gelişmesinde Freudyen metot mu bu gelişmenin ana modeli? Freudyen bir psikanalistim ben. O ilmi kullanarak büyük gruplara özel bir psikoloji geliştirmeye çalışıyorum. Bir büyük grup tek bir insan olmadığı, yani bir beyni ve iki gözü olmadığı için büyük gruplarda bir kişinin yapacağı süreç politik veya sosyal şekilde ortaya çıkıyor. Bir örnek vereyim; diyelim ki yakınımızdan birisi ölüyor. Kişi olarak yas tutuyoruz, bu yas tutmanın kişisel sürecini çok iyi biliyoruz. Devrelerden geçiyor, gözyaşları oluyor, ölenle özdeşim yapılıyor. Diğer yandan büyük grupta bir milyon kişinin başına bir felaket gelmiş. Örneğin Osmanlı İmparatorluğu çökmüş yahut başka bir ülke istila edilmiş veya cok şeyler kaybetmiş. İşte bu noktada herkesin paylaştığı bir yas var. Toplum bu yası nasıl tutacak? Osmanlı İmparatorluğunun son yüz yılında toplum inanılmayacak kadar ağır travmalar yasadı. Bazı kaynaklara göre 5 milyon Osmanlı „ötekilerle“ çatışırken oldu, bir başka 5 milyon göçmen oldu. Toplumlar kişiler gibi kayıplar (örneğin, insan, toprak, seref kaybı) için yas tutmak mecburiyetindedirle r. Dediğim gibi toplumların bir tek beyni ve iki gözü yoktur. Böylece onların yas tutma süreçleri buyuk grupta gelişen ve paylaşılan ideolojilerle (örnek: Yunanlıların kaybettiklerini bir gün tekrar kazanacakları nı öneren „Megali Idea“’si), mağdur olmayı idealleştirmek ve bunu dünya önüne sermekle (örnek: Sırpların ve Ermeniler’in mağdur olma psikolojisi) ve başka yönlerle (örnek: Türklerin Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybının yasını ertelemesi) belirlenir. Bir toplumun yas tutmasını incelediğimizde büyük grupların özel psikolojisini tahlilini yapmış oluyoruz. Politik psikoloji tarih ve uluslararası ilişkiler gibi dallarda neden kullanılmıyor? Türkiye’deki ve Amerika’daki ciddi üniversitelerde politik psikolojinin kullanılmaması bir eksiklik değil mi? En azından yöntemlerden biri politik psikoloji olamaz mı? Çok güzel ve önemli bir soru sordunuz. Politik psikolojinin tarih ve uluslararası ilişkiler gibi dallarda kullanılmasına yeni başlandı. Çünkü psikanalitik yönden büyük gruplara bakıp onlar için bir psikoloji geliştirdiğimiz zaman büyük gruplara özellik veren şeyin, büyük grubun eski tarihi olaylarının paylaşılan imajları olduğunu görüyoruz. Bunlara ben ‘Seçilmiş Zaferler’ veya ‘Seçilmiş Travmalar’ diyorum. Bu kavramlar çok gelişti, şimdi birçok yerde kullanılıyor ve ben bu bakımdan çok mutluyum, çünkü bu kavramları her yere yaymışız. Sorunuz çok önemli çünkü bütün milletlerarası ilişkilerde en çok görülen özellik bu büyük travmaları alevlendirmek. Alevlendirmenin nedeni toplum için kritik bir zamanda simdi biz kimiz sorusuna verilen cevaplar. Kritik zamanlarda dedelerimizin, ninelerimizin zaferlerinin veya travmalarının paylaşılan imajları hepimizi bir araya getiriyor ve buyuk grup kimliğimize destek veriyor. Fakat “Seçilmiş Zaferler”in veya bilhassa “Seçilmiş Travmaların” alevlenmesi bazen felaket doğuran işlere neden oluyor. Politik psikoloji ya da psikanalizin toplumsal grup dinamikleri üzerinde anlaşılmasında belirleyici parametreler nelerdir? Ekonomi midir, savaşlar mıdır, grupların tarihleri midir? Birkaç parametreyi ön plana çıkarmak istersek neleri sayabiliriz? Bu parametreler coğrafi ya da tarihsel şartlara göre değişiklik gösterir mi? Dediğim gibi grupların içinde paylaşılan psikolojik süreçler var ve yönleri de farklı olabilir. Bazen iyi şeyler için kullanılır bazen bir felaket için kullanılır. Biz geçmişe bakarken ekonomi, etnisite veya din gibi kavramların herhangi birisine bakabiliriz. Bu nedenle ekonomik veya politik planlar yapılırken toplumun içinde ne gibi psikolojik süreçler olduğu anlaşılırsa bunlara daha iyi bir yön verilebilir. Yani bizim bu süreçleri dinamik olarak anlamamız gerekiyor, bununla ilgili pratik bir şablon yok. Birkaç hafta önce İstanbul’da toplanan OECD kongresinde diktatör Enver Hoca öldükten sonra Arnavutluk için geliştirilen ekonomik bir plan üzerinde bir konuşma yaptım. Enver Hoca öldükten bir sure sonra Arnavutlukta ekonomi çökmüştü. ABD eski Başkanı Jimmy Carter Arnavutluk ekonomisini geliştirecek bir strateji başlatması için eski bir diplomatı Arnavutluğa göndermişti. Fakat bu diplomatın 20–30 Arnavut ekonomistini ve nüfuzlu kişileri bir araya getirip bir strateji geliştirmek yaptığı uğraşılar başarısızlıkla sonuçlandı. Durum böyle olunca Arnavutluk’a biz gittik ve psikolojik bir teşhis yaptık. Enver Hoca cok kotu bir diktatördü. Enver Hoca zamanında herkes ya zulüm görenlerdi ya zulüm yapanlardı. Millet ikiye ayrılmış, bu açıklanmamış, yas tutulmamış. Onun için kimse kimseye güvenmiyor. 20–30 Arnavut bir araya gelince herkes birbirlerinden şüphe ediyorlar. “Karşımda oturan kişinin babası benim babama zulüm yapan insan mıydı?” Toplumdaki psikolojik süreçleri anlamak gerekiyor. Psikolojinin “Mantıki Aktör Model”lerine yardım etmesi gerekir. Duygular, bilinçiçi ve daha önemlisi bilinçdışı düşünceler ve fanteziler engeller yaratmamışsa “Mantıki Aktör” diplomasisi başarılı olarak uygulanabilir. Fakat milletlerarası veya toplumlar arası çatışmalarda duygular ve fanteziler alevlenmişse ve toplum içinde var olan bilinçiçi veya bilinçdışı süreçler engeller yaratıyorsa psikanalitik politik psikolojinin diplomasiye yardımı cok olabilir. Politik psikoloji 20. yüzyılda hangi yönde teori olarak gelişti ve 21. yüzyılda hangi yönde gelişmeli? 30 yıl kadar önce Jeanne Knutson isimli bir akademisyen sayesinde çok güzel bir şey gelişti. O zamanlar Jeanne Knutson Amerika’da nüfuzlu psikanalistleri, siyasal bilimcileri, ekonomistleri bir araya getirdi. Sonuçta politik psikoloji cemiyeti kuruldu. Ben Cemiyetin 4. başkanıydım. Benim başkanlık yaptığım dönemde bu cemiyetin anayasasını yazdık. Bu cemiyet çalışmalarına devam ediyor ve bütün dünyaya yayıldı. Önceleri psikanaliz bu Cemiyette cok önemliydi. Zaman geçtikçe her turlu psikoloji ise karıştı. Bunun için politik psikoloji dediğimiz zaman doğal olarak çeşitli yönlerde geliştiğini dikkate almak zorundayız. Bu gun bu Cemiyette psikanaliz arka planda kalmaktadır. Fakat benim ve arkadaşlarımın 1980’den beri Virginia Üniversitesi himayesinde yaptığımız çalışmaların sonucu olarak psikanalitik politik psikoloji de yayıldı. Bu gün bizim ortaya koyduğumuz bazı kavramların buyuk gruplar arasındaki ilişkileri anlamak için ve diplomatik stratejiler geliştirmek için kullanıldığını görüyoruz. Örneğin Seçilmiş Travma kavramı gibi konular politika çalışmalarına girmeye başladı. Tabi politik psikoloji Beyaz Saray’a girmez, Beyaz Saray’ın etrafı Çin Seddi kadar kapalı. Fakat bu bulduğumuz kavramlar yavaş yavaş gelişiyor. Gelecekten umutluyum çünkü sağdan soldan, çeşitli ülkelerden, genç öğrencilerden psikanalitik politik psikolojiye karşı gelişen merak üzerine mektuplar alıyorum ve her yıl bu konular üzerinde konuşmam için çeşitli ülkelere davet ediliyorum. Tarihte bir rejim altında birleştirilmiş gruplar yani ümmet olarak bir grup millet olarak ya da ulus devlet ya da imparatorluk gibi, bunların ayrışma ve birleşme süreçlerine ilişkin bazı örnekler üzerinden giderek birkaç şey sormak istiyorum. Çekoslovakya ve Yugoslavya’nın parçalama ve ayrışma modelleri farklı. Bunun nedenleri olarak neleri gösterebiliriz?
Yugoslavya’nın parçalamasını iyice inceledim. Çekoslovakya’nın parçalanmasını o kadar fazla incelemedim. Bence en önemli faktör Vaclav Havel’ın başta bulunması. Yani liderle alakalı. Çünkü bir grupta bir gerileme ya da kriz olunca liderin kişilik yapısı çok önem kazanıyor. Havel’ın kişilik yapısı barışçı yönden Çekleri ve Slovakları ayırabildi. Havel’in kişilik yapısının Miloşeviç’in kişilik yapısından tamamıyla farklı olduğunu düşünüyorum..
Tito yaşasaydı o zaman etnik gerilimleri Çekoslovakya’ya benzeyebilir miydi?
Tito komünist bir liderdi ve herkesi komünizme bağlayarak kendi altında tutmaya çalışıyordu. Ancak bu maya tutmadı. Ülkede küçük bir oran biz Yugoslav’ız milliyetçiliğiyle mayalanmış. Diğerleri ise gizli “Biz Hırvat’ız”, “Biz Sırp’ız”, “Biz Boşnak’ız” benliğini korumuşlar.
Sizin kitaplarınızda da örnek verdiğiniz gibi; aynı apartmanda, Sırp, Hırvat, Boşnak, Müslüman iç içe yaşıyorlar ancak 3 ay sonra birbirlerini öldürüyorlar. Aslında o dönemde Irak’taki şiddetten bile daha şiddetli bir gerilim yok mu?
Doğuştan itibaren birçok kimliklerimiz gelişiyor. Bir tanesi esas kişisel kimliğimiz yani ben Vamık’ım siz Tarık’sınız. Yarın da Tarık olacaksınız, dün de Tarık idiniz. Kişiliğinizde bir bozukluk yoksa bir “aynılık” var. Fakat hepimiz çocukluktan itibaren bazı çadırların altında yaşarız. Bazı çadırlar küçük küçük; yani ailemiz var, sülalemiz var, mesleğimiz var. Bunların en üstünde de bir büyük grup kimliği var. Türk’üz, Katolik’iz vs. Etnik, milli veya dini buyuk grup kimliği on veya yüz binlerce veya milyonlarca insanların (çoğu yaşamları boyunca birbirlerini görmeyecekler ve birbirleri hakkında bilgi edinmeyecekler olanlar) çocukluktan başlamak üzere aynı duygu ve düşünceleri paylaşmalarını anlatır Buyuk grup kimliğini bir metaforla açıklayayım.
Cok buyuk bir çadırı hayal ediniz ve bu çadırın altına binlerce veya milyonlarca insan koyunuz. Çadırın altındaki herkes ayrı ayrı elbiseler giymektedirler (kişisel kimlik). Ayrica bu insanlar küçük gruplar kurmuşlardır: Biz Fenerbahçeliyiz, siz Beşiktaşlı; biz doktoruz siz yazarlar; bizim sülalemizin adi budur ve sizin sülalenizin adi sudur. Fakat herkes, politik lider de dâhil olmak üzere, büyük dev gibi çadırın altında yaşamaktadır. (Burada toplumdaki “dissenters” lerden veya anne ve babası iki ayrı etnik, milli veya dini gruplardan gelenlerden bahsetmiyorum. Buyuk grup kimliğini araştırırken büyük grup içindeki istisna kişiler üzerine durmamız gerekmiyor). Çadırın altındaki herkes çadırın bezini ikinci ve paylaşılan bir elbise olarak giymektedir. Çadırın bezi buyuk grup kimliğini temsil eder.
Her büyük grubun çadırının bezi üzerine tarihi, geleneksel, kültürel semboller dokunmuştur. Böylece her buyuk grubun kimliği, bazı şeyleri yabancı gruplarla paylaşsalar bile, özellikler taşımaktadır.
“Normal” zamanlarda çadırın altındaki insanlar çadırın bezini ikinci bir elbise olarak giydiklerinin pek farkında değildirler. Fakat birçok olaylar, örneğin düşman hücumuna maruz kalmak, “ötekiler” tarafından aşağılanmak veya çadırı ayakta tutan politik liderin paranoid olması, çadır bezini sallarsa ve daha önemlisi çadır bezinde yıpranma yaratırsa, çadırın altında yasayan herkes büyük grup kimliğinin farkına varır. Çadır bezinin üzerindeki tarihi, geleneksel ve kültürel semboller cok onem kazanır. Çadır bezi fazla sallanırsa ve yıpranırsa herkes çadır bezini onarmak için elinden geleni yapmaya baslar. İşler tamamıyla yoldan cıkmışsa çadır bezini onarmak ve çadır bezi üzerindeki sembolleri korumak için „ötekileri“ öldürmek veya bu meşguliyet uğruna ölmek göze alınır. Çadır bezinde yıpranma olunca, yani büyük grup bir kritik durumla karsılaşınca, politik liderin kişiliği cok onem kazanır. Çünkü lider bir direk gibi çadırı ayakta tutan bir kuvveti temsil eder. Öte yandan bazen çadırların sallanmasında liderin kendi psikolojisi rol oynar. Eger lider gerçek tehlikenin nerede bittiğini ve hayal edilen fantezinin nerede başladığını halka anlatamazsa buyuk grubun içinde çatlama olur.
Yugoslavya’da büyük çadırın bezini Tito tutuyordu. Tito ve komunizm gidince eski Yugoslavya’daki etnik gruplar kendi etnik çadırlarına döndü. Toplumlarda şimdi biz kimiz sorusu paylaşıldı. Böyle durumlarda toplumlarda gerileme oluyor ve kisinin kendi kimliği ikinci plana atılıyor. Kişi büyük grup kimliğinin yani çadır bezinin içine giriyor ve ona göre hareket ediyor. Yani bir gün önce kişilik kimliğini giyen bir Sırp, Hırvat komşusuyla konuşuyor, yemek yiyor, kahve içiyor, ertesi gün aynı insan değil, büyük grup kimliğinin içine giren insan. Kısacası Hırvat ile Sırp birbirlerini ertesi gün öldürüyorlar.
Irak’a geçersek, eğer Amerikan müdahalesi olmasaydı, Irak’ta işler daha sessiz sakin gidebilir miydi?
Evet. Saddam diktatörün biriydi ve zalim bir adamdı. Ancak Saddam büyük Irak’ı çadırın altında tutuyordu. Amerikayi idare edenler politik psikoloji kullansalardı ve büyük grupların tarihlerini bilselerdi böyle olmazdı. Öyle büyük yanlışlıklar yaptılar ki Amerikalılar aklınız durur.
Dünyanın en büyük üniversitelerine sahip olan, en iyi danışmanları olan ülke bunları nasıl göremedi?. Yoksa küçük bir çılgın grup ABD’yi mi yönetiyor yani?
Benim emin yerlerden duyduğum şu ki; Irak Harbi’ni planladıkları zaman bu planları yapan Amerikalıların içinde Arapçayı ve Arapları yakından bilen bir tek uzman yokmuş. Yalnız Coleen Powel’in Arapça bilen bir uzmanı varmış. Bence Irak Harbi planlanırken liderin kişilik yapısı bu işe karıştı. Kişilik psikolojisi büyük grup psikolojisinde çok etki yaptı.
Osmanlı yıllarca Irak’ı sünni bir azınlığa dayanarak yönetmiş. Buna ne demek lazım?
Bu da doğal sanırım. Biz Sünni olduğumuz için Irak’ın yönetiminde Sünnilere yetki vermişiz.
İslam’da cihad ideolojisi var, kişi cennete gireceğini garanti gördüğü için bu işin içine giriyor. Ancak artık Hıristiyanlar ve Budistler de intihar bombacısı olabiliyorlar. Türkiye’de mesela PKK örneğinde çok yaşananlar var. Son 10 yılda intihar bombacılarının sayısı çok arttı. Bunu nasıl açıklamak gerekir acaba? 15–20 yaşında insanlar ve iyi eğitim almışlar. Nasıl kolayca böyle bir işin içine girebiliyorlar?
İntihar bombacılarını kişisel psikolojiyle anlamaya imkân yok. Çünkü bu işi türlü türlü kişilik psikolojisine sahip insanlar yapıyorlar. Demek ki bu kişiler ikinci elbiseyi, yukarıda söz ettiğim büyük çadır bezini, giyiyorlar ve toplumsal psikolojinin sözcüsü oluyorlar, yani yapmak istedikleri şeyler kendi menfaatleri için değil toplum menfaatleri için. Bu şekilde baktığımız zaman intihar bombacılarını daha iyi anlayabiliriz. Bu nedenle intihar bombacıları ile teker teker uğraşma ile bu problemin çözülmesi imkânsız. Aid oldukları buyuk grubun psikolojisinde gelişen ve intihar bombacılarının ortaya çıkmasına neden olan süreçleri incelemek ve onlar için cevaplar bulmak gerekiyor.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra imparatorluklar parçalandı ve yeni bir yapılanma oldu. Türkiye’de de bir ulus devlet modeli var. Sizce bu ulus devlet modeli klasik bir ulus devlet modeli yoksa daha farklı tanımlanması gereken ulus üstü ya da milli devlet gibi bir yapı mı? Psikanalitik açıdan değerlendirir misiniz?
Büyük çadırın bezindeki sembollerin niteliklerine göre bazı buyuk grup kimliğinde milliyetçilik, başka buyuk grup kimliğinde dini inançlara veya bazı ideolojilere göre bir araya gelmek ağır basar. Tarih boyunca su veya bu yatırım buyuk grup kimliklerinde ağır basmıştır. Bu beklenen ve „doğal“ birseydir. Milliyetçilik veya dincilik ne iyidir ne de fena birseydir. Topluma yârdim için de kullanılır, toplumun basına bela olmak için de kullanılır.
Insan tarihinin başlangıcından beri insanların gruplaştıklarını tahmin edebiliriz. Başlangıçta gruplar gıda bulmak, seks yapmak ve kendi sülalelerinin devamını sağlamak için ritüeller geliştirerek birbirleri ile çatıştılar. (Eğer Güney Afrika’daki Kruger Park gibi hayvanlarin doğal olarak yaşadığı bir yerde bir iki hafta kalsanız ve hayvanların nasıl yaşadıklarını ve ritüellerini yakından izleseniz psikanalizin esas psikobiolojik kavramlarını öğrenebilirsiniz) . İ İnsan aklı geliştikçe bu çatışmalar devam edecektir. Somut olarak örneğin; daha üstün olma, daha kuvvetli olma, daha zengin olma, daha akilli olma, daha sevilen olma ve en sonunda “benim buyuk grup kimliğim senin büyük grup kimliğinden daha iyidir“ duygusunu korumak için insanlar bu çatışmalara devam ettiler ve edeceklerdir. Şimdi teknoloji geliştikçe teknolojiyi „ötekileri nasıl daha kolay öldürürüz“ düşüncesi için kullanmaya devam ediyoruz. İnsan toplulukları paylaşılan agresyonun yanı sıra insanlığa yardım eden duyguları da geliştirdiler. Örneğin, dinler genel olarak iyi insanlar, iyi toplumlar olmamız için yol gösterir, fakat bilindiği gibi tarih boyunca dini bahane ederek felaketlere neden oluruz – bu günlerde olduğu gibi. Mesela dini alet olarak kullanıp milyonlarca inan öldürmüşüz.
Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybının yasını tutmadan Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik duygusunu paylaşmakla varoldu. Türk milletini milliyetçilik kurtardı. Atatürk’ün ve onun arkadaşlarının yaptıklarını o zamanının tarihini göz önünde bulundurarak anlamamız gerekiyor; bugünkü dünyanın koşullarına göre değil. Bugün var olan koşulları ve yaygın olan düşünceleri yüz yıl veya yüzyıllar önce oluşan tarihi olaylara uygulamaya çalışmamalıyız. Biz çok talihliydik. Atatürk ve arkadaslarının uğraşıları sonucu yeni bir Türk kimliği ortaya çıktı. Yani yeni kurulan büyük çadırın bezinden bazı eski semboller (kıyafet, alfabe, tarikatlar) atıldı ve bu bezin üzerine yeni semboller dokundu. Milliyetçilik bizi kurtardığı için milliyetçilik sembolleri yeni Turk büyük grup kimliğinde, çadır bezinde, önemli yer aldı. Fakat bu semboller „dünya ile barış“ prensibi ile boyandığı için toplumu (genel olarak) kötu yollara itmedi. Dediğim gibi çok talihliydik. Fakat Atatürk gibi birini bulduğumuz ve yeni bir kimlik yaratığımız için Osmanlı’nın çökmesi ile karsılaştığımız da kayıpların yasını tutmayı erteledik.
Röportaj: A. Tarık ÇELENK
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
- 12/05/2009 19:00 - Bilinçdışı Bir Dil Gibi Yapılanmıştır ( Sean Homer )
- 09/01/2009 01:20 - Direnç ( Özden TERBAŞ )
- 25/11/2008 15:34 - Aktarım ve Karşı Aktarım ( Dr Cem KEÇE)
- 31/10/2008 01:09 - Hipnoz Hakkındaki Mistik Ve Abartılı Düşüncelerin İzahı ( Dr Tahir Özakkaş)
- 06/10/2008 03:44 - Cinsel Terapiye Genel Bir Bakış( Dr Cem KEÇE )
- 06/10/2008 03:36 - Tedavi Olarak Cinsel Terapi ( Dr Cem KEÇE )
- 06/10/2008 03:14 - Aşk, Mahremiyet ve Cinsellik( Dr Cem KEÇE )
- 27/09/2008 02:26 - İdeomotor İnceleme ( D. Corydon Hammond )
- 27/09/2008 02:14 - İmgelerin İndüksiyon ve Derinleştirmede Kullanımı ( D. Corydon Hammond )
- 27/09/2008 02:08 - Parapsikoloji ve Metafiziği Anlamak ( Dr tahir Özakkaş )
- 12/02/2008 03:21 - Dikkat ve Hipnoz The Int. Journal of Clinical and Experimental Hypnosis
- 12/02/2008 03:06 - IBS ve Hipnoz The Int. Journal of Clinical and Experimental Hypnosis
- 30/01/2008 01:08 - Dental Anksiyete ( Yrd Doç Dr Ahmet ÇORAK )
- 30/01/2008 01:04 - Düşünme Üzerine Düşünceler ( Prof Dr Mehmet Yücel Ağargün )
- 30/01/2008 01:00 - Mutsuzluk Ahlaksızlıktır ! (Prof Dr Ahmet İNAM )
- 23/07/2007 03:06 - Bilimsel Metodoloji Işığında DSM & ICD Sistemi ( Prof Dr Kerem DOKSAT )
- 23/07/2007 02:57 - Hipnoz Nedir, Bilinç Ve Bilinçdışı Nedir ? ( Uzm Psk Dnş Şahin UÇAR )
- 23/07/2007 02:39 - Çocuklarınıza karşı her birimiz birer hipnozcuyuz! ( Dr Bülent URAN )
- 23/07/2007 02:37 - Harikalar Yaratan Bir Tedavi Yöntemi ( Prof Dr Hayati ÇELEBİ )
- 23/07/2007 02:28 - Hipnoz ( Bilim Teknik Dergisi )

