Metastatik Meme Kanserinde Hipnotize Edilebilirlik, Posttravmatik Stres Ve Depresif Semptomlar

Yazdır

Alex S. Keuroghlıan, Lısa D. Butler, Erıc Nerı Ve Devıd Spıegel
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi, Stanford, Calıfornıa, Usa Özet: Bu çalışma, 124 metastatik meme kanserli hasta örnekleminde, yüksek hipnotize edilebilirliğin, post travmatik stres ve depresif semptomlarla bağlantılı olup olmadığını değerlendirdi. Hipnotik indüksiyon profili

 

skorları, düşük ve yüksek olmak üzere iki kategoriye ayrıldı; posttravmatik geriye dönüşler ve kaçınma semptomları Olayların Etkisi Ölçeği (IES) ile; aşırı uyarılma semptomları, Duygu Durumları Profilinden  maddelerle; ve depresif semptomlar ise, Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi-Depresyon Ölçeği ile ölçüldü. Yüksek hipnotize edilebilirlik, daha yüksek IET toplamı, IES geriye dönüş semptomları ve depresif semptomlarla anlamlı derecede ilişkiliydi. Lojistik regresyon modeli, depresif sempromlar ve aşırı uyarılma ayarlandıktan sonra IES toplamının yüksek hipnotize edilebilirlik göstergesi olduğunu gösterdi. Yazar, bu sonuçları, diğer klinik populasyondaki bulgularla ilişkilendirir ve metastatik meme kanserinin psikososyal tedavisi için implikasyonları tartışır.

 

Hipnozla ilişkili fenomen, dağılma ve post travmatik stres bozukluğunu da (PTSD) içeren stresle-ilişkili semptomatolojinin hem değerlendirmesinde hem de tedavisinde yardımcı olabilir. Meme kanserinin tanısı ve tedavisi gibi aynı stres yaratan şeye semptomatik tepkide ortaya çıkan değişkenler, hipnotize edilebilirlik gibi değişkenlerle kısmen açıklanabilir. Hipnoz, üç psikolojik bileşenden ibaret olarak kavramsallaştırılabilir: dalgınlık (absorption), dağılma ve etkide kalma (suggestibility) (H.Spiegel & Spiegel, 2004). Hipnotize edilebilirlik, hipnoz sırasında bireyin telkine yatkınlık derecesini gösterir (Gren, Barabasz, Barrett, & Montgomery, 2005) ve hayli stabil ve ölçülebilir bir özelliktir (Piccione, Hilgard & Zimbardo, 1989; H.Spiegel & Spiegel). Hipnotize edilebilirlik ve posttravmatik stres arasındaki ilişkiyi gösteren çok sayıda çalışma vardır. Örneğin, daha önceleri yapılan bir çalışma, hipnotize edilebilirliğin, kontrol populasyonuna oranla, PTSD’li savaş gazileri arasında daha yüksek olduğunu göstermiştir (Bryant, Guthrie, Moulds, Nixon, & Felmingham, 2003; D. Spiegel, Hunt & Dondershine, 1988; Stutman & Bliss, 1985). Başka bir çalışmada, iki haftalık hastanede yatma süresi içerisindeki travma semptomları araştırılmış ve yüksek hipnotize edilebilirliği olan yanık yaralanmaları kurbanlarının, düşük ve orta derecede hipnotize edilebilir kişilere oranla, geriye dönüş, kaçınma ve uyarılma semptomları sıklığında artış görülmüştür (DuHamel, Difede, Foley, & Greenleaf, 2002). Ayrıca, klinik olarak anlamlı Akut Stres Bozukluğu (ASD) olan, cinsel olmayan bir saldırıya ya da otomobil kazasına maruz kalmış hastanede yatan hastaların, belirtisiz ASD ya da ASD olmayan hastalara oranla anlamlı derecede daha yüksek hipnotize edilebilir olduğu bulundu (Bryant, Guthrie, & Moulds, 2001). Midwestern Üniversitesinde kolej öğrencileri ile yapılan bir çalışmada, hipnotize edilebilirliğin, hem PTSD hem de depresyonla pozitif yönde ilişkili olduğu bulundu (Sapp, Ionnidis, & Farrell, 1995). Buradan, hipnotize edilebilirlik, meme kanserli hastalar arasında stres, PTSD ve depresyon araştırmasında klinik olarak göze çarpan bir ölçümdür.

Meme Kanseri, PTSD ve Depresyon

Meme kanseri olan kadınların büyük bölümü, majör depresyon tanısını karşılamamakla birlikte, çok büyük çoğunluğu, meme kanseri tanısı ve tedavisini, önemli bir stres etkeni olarak deneyimler. Hastaların % 80’inden fazlası ilk tanının sonucu olarak önemli boyutta stres yaşarlar (hughes, 1982; Irvine, Brown, Crooks, Roberts& Browne, 1991) ve % 30-44’ü, uyum bozukluğu ve depresyonu da içeren psikiyatrik bir tanıya tekabül edecek derecede yeterince semptomatiktir (Derogatis ve ark., 1983; Ford, Lewis, & Fallowfield, 1995). Metastatik meme kanserli hastalarda, benzer bir psikiyatrik hastalık yayhınlığı vardır (% 31-42 si, Kissane ve ark., 2001) ve hastaların büyük bölümü klinik olarak anlamlı derecede geriye dönüş ve kaçınma semptomlarına sahip olduklarını bildirmiştir (Butler, Kopman, Classen, & Spiegel, 1999). Tanıdan 1-2 yıl sonra hastaların % 20-45’i, anlamlı duygusal stres göstermeye devam etmiştir ( Ganz, Lee, Sim, Polinsky, & Schag, 1992; McGuire ve ark., 1978; Morris, Greer, & White, 1977; Omne-Ponten, Holmberg, & Sjoden, 1994).

Kanserli hastalarda PTSD’nin oranı % 3 den % 14’e değişmektedir ve eşik altı PTSD, hastaların % 50 sinden daha fazlasında görülmektedir (Gurevich, Devins, & Rodin, 2002). İlk meme kanseri tanısını takiben 2 yıllık periyod içerisinde, kanserle-ilişkili kaçınma ve geri dönüş semptomlarının şiddeti, depresif semptomların habercisidir (Golden-Kreutz & Andersen, 2004). Meme kanserli hastalarda PTSD, ayrıca, işlevsellikte zayıflama, işe gitmeme, ve mental sağlık servisi arayışıyla ilişkilidir (Shelby, Golden-Kreutz, & Andersen, 2008).

Bu çalışma, metastazik meme kanserli hastalarda, depresif semptomatoloji ve posttravmatis stresi artıran kişilik faktörlerini ortaya koymak için dizayn edilmiştir. Bu, metastazik meme kanserli 125 kadın arasında sağ kalım süresinde destekleyici-ifade edici grup terapinin etkilerini araştıran daha büyük bir klinik deneyin bir parçasıdır (D.Spiegel ve ark., 2007). Biz, posttravmatik stres bozukluğunun, hipnotize edilebilirlikle pozitif biçimde ilişkili olabileceğini öne sürüyoruz.

YÖNTEM

Katılımcılar

Araştırılan populasyon, metastatik meme kanseri evre IV tanısı almış 125 kadından ibaretti. Önceki yıllarda hastanede yatmayı gerektiren, başka bir eşzamanlı yaşamı-tehdit edici medikal rahatsızlık ya da psikiyatrik yada başka bir mental bozukluk tanısı alanlar çalışmaya dahil edilmedi. Bütün değerlendirmeler, psikoterapi deneyinde randomizasyon öncesi temelde yürütüldü. Meme kanserinin yinelenmesinden değerlendirmeye kadar geçen ortalama zaman 22 aydı (SD: 29; ranj:1-147). Başlangıçta araştırmaya dahil edilen 125 hastadan biri çıkarıldı, böylece 124 kişi değerlendirildi.

Hastalar, depresif semptomlar, demografik ve hastalık durumu değişkenleri ve medikal tedaviler i değerlendirmek için anketleri tamamladı. Kadınların demografik özellikleri ve hastalık durumu göstergeleri Tablo 1 de sunulmuştur.


Hipnotize Edilebilirliğin Değerlendirilmesi

Hipnotize edilebilirlik, Hipnotik İndüksiyon Profili kullanılarak değerlendirildi (HIP; H. Spiegel & Spiegel, 2004). HIP, 0’dan (en düşük) 10 puana (en yüksek) kadar, istatistiksel analiz için kullanılabilecek bir doğrusal bir indüksiyon sağlar ve sonuç geçerliliği ve test-son test güvenilirliğine sahiptir (H.Spiegel & Spiegel; Stern, Spiegel & Nee, 1978). Standart hipnotik indüksiyon ve bir dizi telkine tepkiler değerlendirilerek, 0-10 indüksiyon skoru elde edildi. İndüksiyon skorunun bileşenleri, her biri 0-2 arası puanlandı, hafif hisset ve yukarı doğru süzülsün yönergesiyle eldeki dağılma yaşantısı, el çekildikten sonra post indüksiyon havaya kalkma, iki el arasındaki ayrışmış kontrol duygusu, hipnotik olarak yöenltilmiş eldeki hafifliğin kesilmesine tepki ve duyusal değişim yaşantısıdır. HIP, daha uzun Stanford Hipnotik Yatkınlık Skalasıyla orta düzeyde ve pozitif biçimde ilişkiliydi, korelasyonların ranjı, .45 ve .6 idi, Stanford skalasının her bir maddesinin toplam skorla korelasyonu benzerdi (Frischholz, Spiegel, Trentalange, & Spiegel, 1987; Orne ve ark. 1979).

Posttravmatik Stres Semptomları

Olayların Etkisi Ölçeği (IES; Horowitz, Wilner, & Alvarez, 1979) stresli bir yaşam olayının ardından, subjektif stresi, özellikle Rahatsızlık verici düşünce ve kaçınma semptomlarını değerlendiren 15 maddelik bir kendini değerlendirme formudur. Rahatsızlık verici düşünce semptomları, kendiliğinden gelen düşünceler ve travmayla-ilişkili duygu ve imajları içerir. Kaçınma semptomları, travma hatırlatıcı şeylerden uzak durmaya çalışmayı veya ona birinin duygusal reaksiyonunu köreltmeyi içerir. Kişiler testten önceki hafta, Rahatsızlık verici düşünce ve kaçınma semptomu sıklıklarını, 0-5 arası (0: hiç, 1:nadiren, 3: bazen, 5: sıkça)  değişen 4-puanlı bir skala kullanarak puanlar. IES toplam puanı ve Rahatsızlık verici düşünce ve kaçınma alt skala puenları değerlendirildi. IES, metastatik meme kanseri hastalarını da içeren geniş çeşitlilikte bir populasyonda kullanılmış (Butler ve ar.,1999) ve geçerli ve güvenilir bir ölçüm olduğu görülmüştür (Sundin & Horowitz, 2002). Katılımcılardan kanserli olmakla ilgili olarak bütün geçen hafta boyunca ne sıklıkla semptomları yaşadıklarını değerlendirmeleri istenmiştir. Bu data, yenilenmiş IES (IES-R) geliştirilmeden önce toplandığı için, IES-R yerine IES kullanılmıştır (Weiss & Marmar, 1997). Mental Bozuklukları Tanılama ve İstatistik El Kitabında (4. basım, [DSM-IV-TR]; Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000)    PTSD’nin üçüncü boyutu, aşırı uyarılmayı değerlendirmek için, biz, Duygu Durum Profilinden (POMS; aşağıda tanıtıldı) aşırı uyarılma/ irritabilite için seçilmiş göze çarpan 15 maddenin faktör analizini yaptık ve üç aşırı uyarılma faktörü çıkardık (endişe, öfke, kzıgınlık)

Duygu Durum Rahatsızlığı

Duygudurum rahatsızlığını Duygudurumları Profili (POMS; McNair, Lorr, & Droppleman, 1992) kullanarak ölçtük. POMS, çeşitli populasyonlarda geçerliliği ortaya konmuş, afektif durumların ölçümünde yaygın olarak kullanılan bir ölçektir. Katılımcılar testten önceki hafta süresince, duygu durumlarını tanımlayan (öfkeli, üzgün, gergin, anlayışlı gibi) 65 sıfatı puanlamak için, 5’li Likert Skalası (0:hiç, 4:hep) kullandılar. Total duygudurum rahatsızlığı, 6 POMS alt ölçeğinden (gerginlik-anksiyete, depresyon-hüzün, öfke-düşmanlık, enerji-aktivite ve karmaşa-şaşkınlık) çıkarıldı. Bu altı alt ölçeğin iç tutarlılığı .87’den .95’e uzanır (McNair ve ark.).

Tablo 1

Metastatik Meme Kanserli Kadınlar Arasındaki Demografik, Medikal Ve Psikolojik Değişkenler (N:124)

Ortalama Yaş (SD)                                                                           53.1 (10.6)

Ortalama Eğitim Yılı (SD)                                                                16.0 (2.6)

Etnisite: Hispanik olmayan beyaz ırk                                               % 87.1

Ortalama Çocuk Sayısı (SD)                                                            2.3 (2.0)

Yıllık Gelir: 60.000 dolar ya da üstü                                                % 45.53

Halen Evli                                                                                         % 56.45

Yalnız Yaşayan                                                                                 % 21.95

Halen Çalışan                                                                                    % 56.45

Ayda Rahatsız-olmadan geçen süre (SD)                                         46.2 (35.6)

Çalışmaya girerken kanserin                                                             9.5 (4.5,35.0)

Nüksetmesinde ortalama ay (çeyrekler genişliği)                                                   

Çalışmaya girerken Dominant Kanser                                              % 30.65/%39.52/%29

Yeri (göğüs duvarı,kemik,iç organlar)

Tümör Östrojen Alıcı Durumu: ER+/ER-/Bilinmeyen                     %74.19/% 20.16/% 5.6

Yüksek Hipnotize edilebilirlik (dikotomize)                                    % 62.90

Ortalama İndüksiyon Skoru                                                             6.0

Ortalama CES-D Toplam Skoru                                                       10.0

Ortalama IES toplam Skoru                                                             31.0

Ortalama IES Kaçınma Skoru                                                          14.0

Ortalam IES Rahatsızlık verici düşünce Skoru                                                        15.0

Ortalama POMS Toplam Duygudurum                                            22.0

Rahatsızlığı Skoru


Depresif Semptomlar


Depresif semptomlar, Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi-Depresyon Ölçeği (CES-D; Radloff, 1977) ile ölçüldü. Ölçüm, son 7 günde duygu durumu, somatik semptomları ve kişilerarası ilişkileri, oluşma sıklığı temelinde dörtlü skalada (0: nadire ya da hiç [bir günden daha az ] 3: çoğunlukla ya da her zaman [5-7 gün]) değerlendiren 20 maddeden oluşuyordu. Özet skor, 0 dan 60 a uzandı, daha yüksek skorlar, daha ciddi depresif semptomların göstergesiydi. CES-D, geniş bir populasyonla çalışmak için kullanıldı (Beekman ve ark., 1997; Caracciolo & Giaquinto, 2002; Radloff, 1977) ve kanserli hastalarla güvenilir ve geçrli olduğu görülmüştür (Hann, Winter, & Jacobsen, 1999; Schrovers, Sanderman, van Sonderen, & Ranchor, 2000).


İstatistiksel Analiz

Hıp indüksiyon skorlarını “düşük” (0-5) ve “yüksek” (>5) hipnotize edilebilirlik kategorilerine ayırdık. Depresif semptomlar (CES-D), duygudurum rahatsızlıkları (POMS), stresli bir yaşam olayından sonra subjektif stres (IES total, IES kaçınma, IES Rahatsızlık verici düşünce) ve POMS dan-çıkarılmış aşırı uyarılma faktörleri ile yüksek hipnotize edilebilirliğin ilişkisini araştırmak için iki değişkenli korelasyonlara baktık.

Biz ayrıca, hipnotize edilebilirliğin bağımlı değişken, CES-D, IES total ve POMS’dan-çıkarılmış aşırı uyarılma faktör 1’in (üç aşırı uyarılma faktöründen biri olan “kaygı” faktörü, en büyük POMS madde sayısı ile birleşmiş) bağımsız değişken olduğu bir lojistik regresyon analizi yürüttük. Bağımsız değişkenler, doğrudaşlaığı minimize etmek için ortalandı (Kraemer & Blasey, 2004). Bu regresyon modelinde, depresif semptomlar ve travma semptomları arasındaki etkileşimleri değerlendirmek için hem IES toplam hem de POMS’dan-çıkarılmış aşırı uyarılma faktör 1 ile CES-D için etkileşim terimlerini dahil ettik.

SONUÇLAR

Demografik, medikal, ve tanımlayıcı psikolojik değişkenler Tablo 1 de sunulmuştur. Stresli bir olayın ardından subjektif stres, duygudurum rahatsızlığı ve depresif semptomlarla yüksek hipnotize edilebilirliğin iki yönlü korelasyonları Tablo 2 de sunulmuştur.

Tablo 2

Metastazik Meme Kanserli Kadınlar Arasında Stres Ve Duygudurum Değişkenleri İle Yüksek Hipnotize Edilebilirliğin İki Yönlü Spearman Korelasyonları Özeti (N.124)


Değişken                                                                               Yüksek Hipnotize Edilebilirlikle

                                                                                                          Spearman Korelasyonu


IES Toplam                                                                                                  .193**

IES Kaçınma                                                                                                .078

IES Rahatsızlık verici düşünce                                                                     .261

IES Rahatsızlık verici düşünce Bileşeni  

IES 1:İstemesem de bununla

İlgili düşünce                                                                                                 .245*

IES4:Uykuya dalma ya da uyumada güçlük                                                 .187**

IES5:Bununla ilgili güçlü duygu dalgalanmaları                                            .262*

IES6: Rüya görme                                                                                        .123

IES10:Zihnimde birden beliren resimler                                                       .171

IES11: Beni düşündüren diğer şeyler                                                           .177**

IES14: O duyguyu bana hatırlatan şeyler                                                    .179**

POMS Toplam Duygudurum Rahatsızlığı                                                   .144

Aşırı uyarılma Faktör 1 (Kaygılı) maddeler için                                           .067

Ortalama POMS                                                                                                     

Aşırı uyarılma Faktör 2 (Öfkeli) maddeler için                                            .015

Ortalama POMS

Aşırı uyarılma Faktör 3 (Kızgınlık) maddeler için                                        .030

Ortalama POMS

CES-D (N:124)                                                                                            .198**

Eşik altı depresif  kadınlarda CES-D                                                          .246**

(n:92, CES-D</-15)

Depresyon eşiği kriterini karşılayan                                                              .121

Kadınlarda CES-D (n:32, CES-D>/-16)


*p<.01. **p<.05.

 
Yüksek hipnotize edilebilirlik, daha büyük IES toplamı (rs:.19,CI:.02-.36, p:.0312) ve IES rahatsızlık verici düşünce (rs:026,CI:.09-.42,p: .0034) ile anlamlı derecede ilişkili idi fakatIES kaçınma ile anlamlı derecede ilişkili değildi. Yedi IES kaçınma bileşeninin beşi, hipnotize edilebilirlik ile nalmalı derecede ilişkili idi. POMS’dan-çıkarılmış üç aşırı uyarılma ölçümünden hiçbirisi, yüksek hipnotize edilebilirlikle anlamlı derecede ilişkili değildi. POMS toplam duygudurum rahatsızlık puanı ayrıca, hipnotize edilebilirlik ile anlamlı derecede ilişkili değildi.

Yüksek hipnotize edilebilirlik, daha yüksek depresif semptomlarla da anlamlı derecede ilişkiliydi (rs:.20, CI:.02-.36 p:.0271). Bu ilişki, sadece eşik altı depresyondaki kişilere bakıldığında anlamlı kaldı (rs:.25, CI:.04-.43, p:.0180) fakat klinik depresyon kriterini karşılayan kişilere bakıldığında anlamlı değildi.

Lojistik regresyon modeli, IES toplam skorunun, depresif semptomlar ve aşırı uyarılma ayarlandıktan sonra hipnotize edilebilirlikle ilişkili kaldığını gösterdi: IES toplamdaki her beş-birim artış için, yüksek hipnotize edilebilirlik oranı 1.21 arttı (B: .039; CI:.00-.07; p:.0292). Diğer bağımsız değişkenler veya etkileşim terimleri anlamlı değildi. Model, çıplak modele oranla anlamlı derecede daha iyiydi (olabilirlik oranı testi anlamlıydı: X2:11.26; p: .0465) ve Hosmer- Lemeshow Goodness of Fit testi anlamlı değildi (gözlenen ve tahmin edilen değerler arasında anlamlı fark yoktu).

TARTIŞMA

Bu çalışmada, metastazik meme kanserli kadınlarda posttravmatik stres ve depresif semptomların yüksek hipnotize edilebilirlik ile ilişkili olduğu bulundu. Posttravmatik stres semptomları ve hipnotize edilebilirlik arasındaki ilişki, depresif semptomlar ve aşırı uyarılma semptomları ayarlandıktan sonra anlamlı kaldı. Bu data, diğer populasyonlardaki bulguları destekler; gerçi, bu değişkenler arasındaki ilişkiyi çalışan araştırmalardaki denek sayısı sıklıkla 65 kişiyi geçmez ve erkek travma vakalarıyla yürütülmüştür (Yard, Duhamel, & Galynker, 2008). Diğer yandan PTSD kadınlarda daha yaygındır (Resnick, Kilpatrick, Dansky, Saunders, & Best, 1993).

Depresif semptomların hipnotize edilebilirlik ile pozitif ilişkisi olduğuna yönelik bütün bulgularımız, depresyon alt eşiğinde yer alan alt kümede anlamlı kaldı fakat sadece klinki depresyon kriterini karşılayan alt kümeye bakıldığında anlamlı kalmadı. Yani, bu sonuçlar, klinik olarak anlamlı duygudurum bozukluğu olan hastaların kontrol grubuna oranla daha az hipnotize edilebilir (Pettinati ve ark., 1990; D.Spiegel, Detrick, & Frischolz, 1982; D.Spiegel ve ark., 1988) ya da eşit olduğunu (Frischolz, Lipman, Braun, & Sachs, 1992) bulan araştırmalarla uzlaşır. Örneklemimizdeki can alıcı değişken, eşik altı depresif semptomlara sahip kişilerdi; bu kişilerin, anlamlı derecede depresiflerden ziyade, depresif semptomların, nispeten düşük PTSD sıklığı yapısında artan hipnotize edilebilirlikle ilişkili olduğunu gösteren Midwestern Üniversitesi Kolej öğrencileri populasyonuyla (Sapp ve ark.,1995; Yard ve ark., 2008) kıyaslanması daha makuldür.

Hipnotize edilebilirlik ve travma semptomu bulgularını, travmatize bir olaydan önce ve sonra hipnotize edilebilirlikle iligili toplanan dataya sahip olmadan kesin biçimde açıklamak mümkün değildir. Daha yüksek hipnotize edilebilirliğin, daha yüksek travma-ilişkili semptom seviyesiyle sonuçlanacağını ya da tam tersi, bu populasyonda rahatsızlıkla-ilişkili travmatik yaşantının daha yüksek hipnotize edilebilirliğe yol açması olasıdır. Örneğin, hem kısıtlanmış çevresel uyarıcı hem de kısa Antartik bir izolasyon sonucu artan hipnotize edilebilirlik gözlenebilir (A. Barabasz, 1980, 1982; A. Barabasz & Barabasz, 1989; M.Barabasz, Barabasz, & Mullin, 1983). Hipnotize edilebilirlik ve dağılma eğilimi, genel populasyonla az miktarda ilişkilidir (Frischolz, Braun ve ark, 1992; Kihlstrom, Glisky, & Angiulo, 1994) fakat daha güçlü bir biçimde ciddi travmatik stres tarihine sahip kişilerle ilişkilidir (Putnam, Helmers, Horowitz, & Trickett, 1995). Hipnotize edilebilirlik ile dağılma arasındaki düşük korealsyonun bir nedeni, içerikten ziyade usulle alakalı olabilir: hipnoz kontrollü bir dağılma türüdür, oysaki spontan disosyatif yaşantılar, kendiliğinden gelen ve kontrolsüzdür (Barrett, 1992). Ayrıca, çalışma, yüksek hipnotize edilebilirliğin, sonuçlar ve kronisite gibi psikopatolojinin ölçülen diğer boyutlarıyla ne kadar ilişkili olduğunu göstermez (Yard ve ark., 2008).

Alternatif olarak, yüksek hipnotize edilebilir bireyler, dışsal uyarıcı, telkin edilebilirlik ve disosyatif kapasiyete daha büyük hassaslık özellikleriyle, yüksek posttravmatik stres geliştirme riskinde olabilirler (H. Spiegel & Greenleaf, 1992). Hipnotize edilebilirlik ve posttravmatik stres diyatez-stres modelinde, bir bireyin hipnotik duruma geçme yatkınlığı, bir travmatik olay yaşantısıyla etkileşim halindedir, hem bireyin özünde var olan disosyativite hem de travmatik bir olayın şiddetinin işlevi olarak ciddiyeti değişir. Travmatik bir olara tepki olarak disosiyate duruma geçmek, fiziksel olarak kaçınılamaz bir stres yaratıcı şeyden psikolojik olarak uzaklaşma sağlayarak, baş etme mekanizması olarak hizmet verebilir ( D. Spiegel, 1986; Van dert Hart Nijenhuis, Steele, & Brown, 2004; Nan der Kolk & Van der Hart, 1989) fakat araştırmalar göstermiştir ki, bu strateji ayrıca arkasından posttravmatik stres semptomları ve diğer psikopatolojiler geliştirme riskini artırmaktadır (Classen, Kopman, Hales, & Spiegel, 1998; Kopman, Classen, & Spiegel, 1994; McFarlane, 1986; Taal & Faber, 1997). Travmatik olaylara tepkide disosyatif bir baş etme stilinin, bireyin duygusal ve bilişsel işleme kapasitesine -özellikle travmadan sonra ortaya çıkan acı verici duygularla ilgili- engel olduğu düşünülür (Dancu, Riggs, Hearst-Ikeda, Shoyer, & Foa, 1996; Foa & Kozak, 1986; Foa, McNally, & Murdock, 1989; D.Spiegel ve ark., 1988). Yani disosyatif stratejiler, travmadan uzun-süreli kurtulmayı engeller (Dancu ve ark.).

Bizim çalışmamızda, yüksek hipnotize edilebilirlik, meme kanserli hastalarda hem posttravmatik stresi hem de depresif semptomları artırmıştır. Hipnotize edilebilirlik, yüksek bir psikolojik absorpsiyon ve odaklanma kapasitesi gerektirir: yüksek hipnotize edilebilirliği olan meme kanserli hastalar, post travmatik streslerine ve depresif semptomlarına daha fazla konsantre olabilir ve böylece her ikisi de daha da artar. Yani, hipnotize edilebilirlik, metastazik meme kanserli hastalarda posttravmatik stresi ve depresif semptomatolojiyi azdıran bir kişilik özelliği oluşturur.

Klinik İmplikasyonlar ve Gelecekteki Yönelimler

Post travmatik stres ve depresif semptomların, yüksek hipnotize edilebilirlikle ilişkilerine dair gözlemimiz, yüksek hipnotize edilebilirliğin potansiyel olarak, bu semptomları geliştirme riski daha yüksek olan metastazik meme kanserli hastalara erken önleyici müdahaleler sağlamak için kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, hipnozla psikoterapinin, posttravmatik stres tedavisinde klinik olarak yararlı olduğu görülmüştür ( D.Spiegel & Cardena, 1990; D.Spiegel ve ark., 1988; H.Spiegel & Spiegel, 2004; Yard ve ark., 2008). Ayrıca rahatsız edici düşünceleri azaltmada da yararlıdır ( Brom, Kleber, & Defares, 1989). Daha yenilerde, araştırmacıların depresyonun etkili tedavisinde bir bileşen olarak hipnozu kullanmaya başlamışlardır (Butler ve ark.,2008; Smith, 2004; Yapko, 2001a, 2001b; Yexley, 2007). Metastazik meme kanserli hastalarda depresyon ve PTSD’nin hipnotize edilebilirlikle ilişkisine dair anlayışlarımızı ilerletmek, bu populasyonda yaşam kalitesini iyileştirmek için daha iyi dizayn edilmiş müdahalelerin gelişimine katkıda bulunabilir.

Çeviri: Fatma ARIK

Saglik ve Tip Diger