Hipnoanalitik İçgörü Terapisi ( John G. Watkins & Barabasz )

Yazdır

 

Dikkatli biçimde kontrol edilmiş çalışmalar göstermektedir ki; hipnoz sadece etkili bir yardımcı müdahale olmakla kalmayıp, Barabasz ve Watkins’te (2005) bahsedildiği gibi, semptomları gidermek için doğrudan kullanıldığında, yaygın biçimde kullanılan çok sayıda tedavi prosedürlerine karşı üstündür. (ayrıca Lynn, Kirsch, A.Barabasz, Cardena, & Patterson, 2000 tarafından ortaya çıkarıldı). Hipnozun, içgörü kazandıran sofistike yeniden yapılandırma terapilerine daha büyük katkılar sunma potansiyeli hususundaki ispatlanan bu etkililiği, pahalı medikal ücretler karşısında fiyat-etkililiği ile de birleşmiş (Lang & Rosen, 2002) ama değeri tam olarak anlaşılamamıştır. 

 Psikoanalizin çok sayıda varyasyonu olmasına rağmen, tamamı şu varsayıma dayanır: nevrotik semptomlar, altta yatan çatışmaların dışsal belirtileridir ve bilinçdışı faktörlerin represyonlarını (bastırma) kaldırmak ve “içgörü” başarmak, semptomları çözecektir. Gerçekten, klasik psikoanalist, bunun bütün nevrotik semptomların gerçeği olduğunu ve spesifik bir nevrozun altında yatan dinamik yapıya içgörü kazandırılmadıkça, sürekli bir iyileşme beklenemeyeceğini düşünür. Buna karşı çıkan yüzlerce çalışmaya rağmen (J.G.Watkins, 1992a) bu ekstrem pozisyon, artık savunulabilir değildir. 

Barabasz ve Watkins’de (2005) tartışıldığı gibi, birçok semptomatik durum, doğrudan hipnotik müdahalelere uyumlu ve sürekli tepki verir. Standart terapilerle kullanıldığı zaman hipnozun muazzam kolaylaştırıcı etkileri vardır. Örneğin iki meta-analizi (Kirsch, Montgomery & Sapirstein, 1995; Kirsch, 1996) hipnozun tedaviye eklenmesinin tedavi sonuçlarını iyileştirdiğini göstermiştir: bilişsel-davranışçı hipnoterapi alan ortalama danışan, hipnotik olmayan tedavi alan danışanların en az % 70 inden daha büyük iyileşme göstermiştir. Bununla birlikte, temelde yatan bilinçdışı çatışmalar bilinçli farkındalığa dönüştürülmedikçe ve içgörü denilen anlayış türüyle yeniden entegre edilmedikçe, sürekli olarak yok olmadığı görülen semptomlar sıklıkla vardır. Böylesi bir içgörüyü hedefleyen terapiler, danışan-merkezli, bilişsel, bilişsel-davranışçı yada kısa psikoanalitik yaklaşımlardan herhangi biri, hangisi olursa olsun, hipnoterapötik müdahalelerin eklenmesiyle, sıklıkla, uzun süreli sonuçlar oluşturabilmektedir.  
 
Entelektüel ve Yaşantısal İçgörü
 
İçgörü (insight) terimiyle kastedilen nedir?  Terapötik müdahalelerde içgörünün, büyük oranda kişiliğin sadece bilişsel (yüzeysel-derin) alanıyla sınırlı entelektüelleştirmeler ya da entelektüel anlayışlardan daha fazla bir şey olmadığının kabul edildiği ortadadır. Bu durumda, kişiliğin yeniden kurgulayıcı değişiminin, böyle yüzeysel yaklaşımlarla gerçekleşmesi mümkün değildir. hastanın nevrozu destekleyen dinamik konstelasyonları (ana temaya bağlı fikirler grubu) dile getirmesine rağmen, anlamlı bir değişim göstermeksizin aylarca süren çok sayıda analitik terapiler var. Buradaki sorun, hastanın, kişiliğe baştan sona yeterince nüfuz edemeyen yüzeysel bir içgörüden daha fazlasını başaramamış olmasıdır. Bu tür örnekler, durumu ustalıkla yönetmek için yeterli eğitimi almamış ve deneyimsiz kişilerce psikoanalitik terapinin kullanılması durumu için geliştirilen argümanları besler. Zamanla ilgili yapılan “7 yıllık analizin ardından hasta hala kafasını yerlere vuruyor ama şimdi neden vurduğunu biliyor” esprisinden bu durumlar sorumludur. Burada bizim amacımız, salt yüzeysel kendini-anlama’dan (self-undertanding) ziyade, her tarafa nüfuz eden bir yeniden kurgulanmış değişimdir.
 Yıllar önce J.G.W., depresif bir hastayı, bilinçdışında babasından nefret ediyor şeklinde yorumladı. Çağrışımlarından ve rüyalarından ortaya çıkarılan bu bulgu, oldukça açıktı ve hasta bunu hemen onayladı: “Kesinlikle haklısınız Dr. Watkins. Babamdan nefret ettiğim için üzgünüm. Şimdi gerçekten netleşti.” Bununla birlikte birkaç hafta sonrasına dek –ta ki hasta ofiste bir patlama yaşayıncaya dek- semptomlarda bir değişme olmadı. O ayağa kalktı, çılgın-gözlerle ve dehşet dolu bir ifadeyle bağırdı: “Gerçekten babamdan nefret ediyorum.” Bu gerçek bir içgörüydü, ilk baştaki yoruma katılması gibi değildi. Hastanın ilk tepkisi sadece bilişsel, entelektüel bir seviyede idi.  Bununla birlikte, çalışmalar sonraki haftalarda devam etti ve en sonunda duyguları da hareket geçiren duygusal bir seviyeye getirildi. Hastanın bütün algısal ağının anlamlı bir yeniden organizasyonuyla sonuçlandı. Sonuçta hasta gerçekten anladı. Depresyonu netleşmeye başladı.hasta doğru içgörüyü kazandı ve semptomlar asla geri dönmedi.
            Hastanın anlayışının yeniden organizasyonu, sözlü ya da bilişselden daha fazlasıdır. Burada kullandığımız anlamıyla içgörü, duygusal seviyede, algısal seviyede, motor seviyede ve hatta dokusal seviyede köklü bir değişimi gerektiren, bütünüyle oluşan bir anlayıştır. O, başarılı olmak için sıralayacağımız alanların tamamında hastanın bütün varlığına nüfuz etmesi gereken “içten gelen” bir anlayıştır: psikolojik, fizyolojik ve sosyal. O, bireyin kişiliğinin baştan sona bütününde (Gestalt) değişimler anlamına gelen bir başkalaşımdır. Buna bağlı olarak o, içsel çatışmaları çözer ve semptomları devam ettiren dinamik faktörlere sürekli etki etmeyi başarır. Bu açıklamalar ışığında içgörü, hastanın bütün yaşam stilini gerçekten etkileyen, anlamlı ve derin bir yaşantıdır. İçgörünün etkisiz olduğu varsayımına sıklıkla rastlanır. Bu, onun, temelde entelektüel bir algılama şeklindeki yaygın, hatalı kullanımına dayanmaktadır.
Yüzeysel bir bilişsel algılama ulaşılması gereken ilk basamak olmakla birlikte, içgörüyü kazandırmak için bu eserde tanıtılan teknikler, size, bu daha büyük ve daha kapsamlı amaca nasıl ulaşacağınızı öğretmeyi amaçlar. Aklınızda tutmanız gereken nokta, o seviyede durdurursanız terapide önemli bir şey başarmamış olduğunuzdur. En iyi ihtimalle bu ilk seviyeye, duygu ve davranışlarda daha kalıcı bir değişimin habercisi olarak bakılabilir.

John G. Watkins & Barabasz
 


Yeni Makaleler:
Eski Makaleler:

Saglik ve Tip Diger