Geri Dönüş Ve Nesne İlişkileri Teorisi

Yazdır

 Fairbain (1952) ve Mahler (1975, 1978) dışındaki nesne ilişkisi kuramcıları doğmamış çocuğun içsel tecrübelerine çok az önem vermektedirler. Bunun sebebi olarak da çocuğun etrafında henüz bir nesne olmayışını ve bebeğin kendisini anneden ayırt edemeyişini göstermektedirler.

Greenberg ve Mithcell nesne ilişkilerini şu iki hususa atfederek tanımlarlar:

‘Bireylerin içteki ve dıştaki nesne dünyaları arasında kurdukları ilişkiler’

Nesne ilişkileri kuramcıların çoğu insanların içteki yansımalarını içsel nesneler olarak adlandırır, fakat Freud’a göre nesnenin bir kişi olması gibi teorik bir gereklilik yoktur. Bu yüzden içsel bir nesne dışarıdaki herhangi bir şeyin, kişinin veya nesnenin verdiği cevabın algısıyla oluşabilir. Bunlarla kişinin kendiliği ben-ben olmayan (I-not-I) ilişkisine girer. İçsel bir nesne olarak duyguları, düşünceleri ve davranışları etkileyebilir.

Nesne oluşumunun doğum öncesinde başlayabileceği ihtimali şu ana kadar çok da göz önüne alınmış değil. Cenin, daralıp genişleyebilen rahim duvarıyla kesinlikle dokunumsal bir bağlantı halindedir. Ceninin hareketlerine göre yumuşak yapısını ayarlar; bu da rahim duvarının daha sonra bir geçiş alanı görevi görecek yumuşak bir güvenlik battaniyesi haline geleceğine işaret eder.

Rahimdeki homeostatis’i tutmaya yönelik kimyasal değişimlerin etkisi dışında dışarıdan çok az (tamamen yok değildir) uyarı gelir. Bununla beraber annedeki adrenalinin yükselmesi sonucu ortaya çıkan heyecanı ceninin hissetmesi mümkündür. Çünkü adrenalin tıpkı zararlı hap ve kimyasallar gibi plasentayı geçebilir. Anne karnındaki çocuk parmak ritimlerine, ışığa ve soğuğa da tepki verebilir. İngilizler tarafından yapılan son çalışmalar kan almak için anneye iğne batırıldığında ceninin acıyı hissettiğini ortaya koymuştur.

Dahası cenin’in annesinden gelen duygusal uyarıya da tepki verebilir. Cheek (1975) doğumdaki sakatlanmaların ve zor doğumların kalıcı uyumsuzluk ve bundan kaynaklanan kötü nesneleri içe almaya sebep olabileceğine dikkat çekmiştir.

Watkins, H. (1986b) bebek bekleyen annelere karınlarını okşamalarını ve bebeğe güven verici sözler söylemelerini, özellikle de şarkı söyleyip konuşmalarını tavsiye etmektedir. Kürtaj düşünülmesi ve gerekli görülmesi, annenin terapötik bir sürece girmesi demektir.

Klein (1935) ‘çocuğun ‘iyi’ ve ‘kötü’ nesneleri içinde nasıl yansıttığını’ anlatırken anneden gelen her şeyin iyi olarak düşünüldüğünü ve kötü nesnenin ise çocuğun bu iyi nesnelere karşı takındığı saldırganlığın sadece yansımasını temsil ettiğini düşünmektedir. Bu yüzden çocuk bunları (Klein’a göre) ‘kendisini yok etmesinden, içini oymasından korktuğu işkenceci’ olarak nitelendirir. Bu tehdidi Winnicott (1986) hadım olma veya anneden ayrılma anksiyetesinden daha temel bir anksiyete kaynağı olarak niteler. Bununla beraber Klein bunların gerçek objelerin bozulmuş, hayali resimleri olduğunda da ısrar etmiştir.

Klein henüz gerçek, fiziksel ve dışarıdaki kötü bir nesneyi temsil eden içteki muhtemel bir kötü nesnenin oluşumuna rastlamadı. Mesela Helen’in tedavi ettiği vakada olduğu gibi annenin bebeği yok etmeye teşebbüs ettiğinde kullandığı kıyafet askısı böyle bir kötü nesneydi. Bunun zaman içerisinde ortadan kalkacak bir nesne olduğunu söylemek neredeyse imkansız. Bu hastadaki ölüme yakın olma düşüncesi yıllar boyu devam eden psikanaliz terapilerine direnmiştir. Bu düşüncenin uzun süre taşınması dolayısıyla, kalıcı bir içsel nesne olacak gibi görünüyor. Ayrıca bu yok edici anneyle kurulan gerçek bir kötü nesne ilişkisinin başlangıcıdır (annesi daha sonra hastayı evlatlık vermek için terk etmiştir).. Eğer öyleyse ceninin bireyselleşmesi, kendilik yapısının kısmi gelişimi ve nesneleri doğru ilişkilendirme süreci muhtemelen doğumdan önce başlıyor.

Tedavi seansında hipnozda ulaşılan cenin ego durumu orijinal travmayı (elbise askısı) hayatının tehdit edilmesi ve rahimdeyken omzundan zarar görmesi o anki terapi saatine taşıdı ve kendisini koruyucu davranışlar takındı. O zaman Helen şu ana taşınmış hatıra içerisinde anne ‘koruması’ önerdi. Israrcı ve emin bir tavırla hastaya sürekli ‘yaşamalısın’ dedi. Helen’in bu tutumu güven ve destek sağlamış olabilir. Bu da Alexender ve French (1946) tarafından tanımlanan ‘düzeltici bir duygusal tecrübe’ oluşturmuştur. Hasta farklı bir enerjiyle dolduğunu ve ölümle ilgili korku belirtilerinin ortadan kalktığını belirtmiştir.

Anne korumasının ve annelik tecrübesinin çocuğun kimlik kazanmasında ve ‘kendilik’ hissinin oluşmasında temel bir unsur olduğu görülmektedir. Paul Federn (1952), şizofren bir hastasının çocukken yoksun kaldığı anne ilgisini ona sağlayabilmek için psikanalitik eğitim görmüş bir hemşireyi, Gertrud Scgwing (1954)’i kullanmıştır.

Fairbain teorisinde (1952) ‘Fairbairn psikoterapistleri, bilinçleri yerinde olmayan hastaların içinden şeytanları çıkaran cinlilere benzetmiştir. Bunu yaparken kendisini hastaya, kötü nesneleri ortaya çıkarmak ve onları ortadan kaldırmak için gerekli güven duygusunu veren iyi nesne olarak göndermiştir. Burada anlatılan terapötik tecrübe de bu teoriyle yakın ilişki içindedir.

Bu vakalar, kişiyi hayatının ilk evrelerinde, doğumlarına ve doğum öncesi zamanlarına terapötik olarak geri dönmelerini sağlamak için sarf edilen çabaların nihayete ulaşma ihtimali ve geçerliliği hakkında birçok soru getirdi akıllara. İnsan gelişiminde hangi noktada bir birey olanları kaydetme ve dış uyaranlardan, belki zararlı olanlardan kalıcı olarak etkilenme yeterliliğine sahip hale gelir. Sözlü ifadeler içermeseler bile bu dönemlere ait hatıralar üzerinde çalışılabilir mi? Bu, oldukça kısa sürede amacına ulaşan kısa ego durum terapilerinde ki asıl önemli faktör olabilir mi?

Araştırma anketlerindeki cevaplarına göre en yüksek puanı (A+, A, A) almış olan vakaları detaylı bir şekilde incelemeye karar verdik. Daha önce yüzlerce saat psikanalitik tedavi görüp, çok veya normal sonuç almış A puanlı hastalarda, bu kadar başarılı sonuçlar veren ego durum tedavilerinde ki fark neydi?

En yüksek puanı veren hastaların bazıları (7 kişi) kendi kimliklerini açıklamışlar ve böylece bize bazı soruların cevabını aramamız için hasta notlarına bakma konusunda izin vermişlerdi. Bu hastaların her biri ömür boyu veya aynı derecede bir süredir şikayetçi olduklarını belirtmiştir. Kayıtlarımızı gözden geçirirken gördük ki yedi hastanın dördünde ego durum terapisi bebeklik, doğum ve doğum öncesinde yaşanan travmalara ulaşmış. Bazı vakalarda bebek nesne olarak görülmüştür. Yani ihmal edilmiş, aç bırakılmış veya ebeveynlerinin birisi tarafından kötü muameleye maruz kalmıştır. İki vakada, bebek hal hipnoz esnasında katekte edilmiş ego rolünü oynamıştır. Böylece diğerleriyle etkileşime geçmiş, öfke ve korkusunu dışa vurmuştur. Yedi vakanın hepsinde de üç yaş öncesine yapılan terapötik geri dönüşler vardı. Aynı zamanda tüm yaş evreleri arasında gidiş geliş de vardı. Bu, daha erken yaşlarla daha sonraki yaşlardaki duygu, belirti ve davranışları (genellikle) yoğun duygusal rahatlamalarla birbirleriyle ilişkilendirilmişti. ( s.361-366 )

Ego Durumları Teori Ve Terapi

John G.Watkins

Helen Watkins


Yeni Makaleler:
Eski Makaleler:

Saglik ve Tip Diger