|
Tem
23
2007
|
Saklı Benliğin Gücü Hipnoz ( Bilim Teknik Dergisi ) |
|
|
|
22 07 2007 |
Saklı Benliğin Gücü Hipnoz ( BilimTeknik Dergisi ) Soğuk bir kış sabahı bembeyaz bir odada, bir kadın bilmediği olağanüstü iki şeye doğru yola çıkmaya hazırlanıyor: hipnoz ve trans. . . Kadının karşısında duran
ve bu yolculukta ona yol gösterecek olan adam, kendisine hipnoterapist adını veriyor. Aslında kendisi psikolog;psikoterapik tecrübesi oldukça fazla olan bir bilim adamı. Şimdiye kadar yüzlerce insana bu bilinmeyen yolculukta klavuz olmuş ve onların kendi iç benliklerine yapmış oldukları küçük yolculuklar sırasında yardım etmiş. “ trans “ kavramını arkasında değişik benlik durumları saklanıyor: Bireyler bu olayda sanki dünyayı, bedenlerini ve kendi benliklerini çok değişik bir şekilde yaşadıklarını hissediyorlar trans bu yolculukta varılması istenen hedef, hipnoz ise bu hedefe varmayı sağlayan bir uyku hali . İngiliz Dr James BRAİD, 1843 yılında o ana kadar ismi konulmayan bu uykuya Greklerin uyku tanrısı hypnos tan esinlenerek hipnoz adını veriyor…
Saklı Benliğin Gücü HİPNOZ
İnsanlar gülük hayatta bazı durumlarda bilinçsiz de olsa bir çeşit trans durumuna geçebiliyorlar. Bunu bir örneği uzu, monoton ve can sıkıcı araba seyahatlerinde yaşanan “ yol hipnozu” dur. Diskoda veya konserlerde sanki bilinçsizce kendilerinden geçen gençler veya uzun mesafe koşucularının durumları da trans örneği sayılabilir. Binlerce yıldan beri bilinen ve trans haline geçmek için kullanılan hipnoz, uzun bir sür insanın doğasına uymayan,tehdit edici bir olay olarak algılandı ve sade panayırlarda görülen doğa üstü veya şarlatan işi bir eğlence olarak dışlandı. Hipnozun bir araştırma konusu olarak ciddiye alınması, ancak bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında özellikle ABD ve Avrupa da hipnoz üzerine ciddi çalışmalar yapan araştırmacılar sayesinde olmuştur. Günümüzde bilimsel hipnoz psikoterapide oldukça önemli sayılan bir araştırma konusu haline gelmiş; klik hipnoz hakkında ders kitapları yayınlanmaya başlanmıştır.
Artık her branştan dr. seminerler yardımıyla konu hakkında gerekli bilgileri almaya çalışıyor, psikologlar terapi repertuarların bu teknik ile zenginleştirmek için kongreler organize ediyor ve dünyanın bir çok yerinde araştırmacılar deneyler yaparak trans halinin sırlarını çözmeye çalışıyorlar
Bu gelişmelerin başlıca edeni, son yirmi yılda seksenden fazla klinik deneyden, yüzlerce araştırmadan toplanan ve olaya kuşku ile bakanlar tarafından dahi doğruluğu tartışılmayan bilgilerdir. Son yıllarda birçok ülke de sağlık bakanlıklarınca uygulanan tedavi yöntemleri hakkında yapılan araştırmalarda hipnoterapi, belli sağlık sorunlarını çözümünde geçerli olabilecek, bilimsel temellere dayanan bir tedavi şekli olarak kabul edilmiştir. Almanya da 1994 yılında yapılan bir araştırmada bilirkişi raporuna “ hipnoz toplumda özellikle sahne şovları ve benzeri gösterilerdeki kullanımı sonucunda hak ettiğinden çok daha kötü bir üne sahip olmuştur. Toplum hipnozun ruhsal sorunlarda uygulanabilen en eski tedavi yöntemlerinden biri olması yanında, günümüzde oldukça iyi incelenmiş ciddi ve tutarlı tedavi yöntemi olduğunu kabul etmelidir, ” diye yazmıştır. “ değişen psikoterapi “ adlı bu raporda, hipnozun korku hastalıklarında astım ve ya uyku sorunları gibi psikosomatik rahatsızlıklarda,alerji veya ağrıların giderilmesinde yardımcı olabileceği söylenmektedir.
Kadın koltukta geriye yasaklanıp gevşediğinde yine de güvensizlik duyuyor. “ acaba iç benliğimdeki sırlarımdan ne kadarı açığa çıkacak? Başka birinin egemenliği altına mı gireceğim? “ hipnoterapist için bu tür güvensizlik durumu olağan bir tepki. “ yolculuğunuzun ne kadar derine ineceğine karar verecek olan sizsiniz “ diyerek kadına güvence veriyor. Kadın kendisinden ve problemlerinden söz etmeye başlıyor: işte yaşadığı stres, gerilimler bitkinlik ve bazen uykusuzluk günümüzün artık normal sayılan sorunları. Adam sessiz bir şekilde karşıda oturuyor, bazen kafa sallıyor; ama hiç aksamayan bir dikkatle kadını dinleyip gözlemliyor. Adam “ ben size sadece aracı vereceğim, tedaviyi kendiniz yapacaksınız “ diyor ve kadına koltukta rahat oturmasını; gözlerini, açılmış olan ellerinin Arasındaki sanal bir noktaya dikmesini söylüyor. Göz kapakları ağırlaştığında onları kapatmasını böylelikle vücudunun gitgide gevşeyeceğini belirtip, kadından, hayatta bulunmaktan en fazla hoşlandığı yerde olduğu tasavvur etmesini istiyor. adamın sesi git gide daha yumuşak,derin ve huzur verici oluyor.
Hipnoterapistler hipnoza hazırlık olarak, genelde eskiden beri kullanılan ve hastanın bakışını belli bir noktaya yoğunlaştırdığını “ bakışları sabitleştirme “ yöntemini uyguluyorlar. Mısır’da bulunan bir parşömen yazısında 2000 yıl önce firavunlar zamanında insanların, yağ dolu bir kaba bakarak bu yöntemi kullandıkları belirtilir. Bu şekilde dikkati yoğunlaştırmak, trans haline doğru atılan ilk adımdır. 2. adım ise hipnoterapistin sözlü direktifleridir. Terapistin ses tonu ne kadar monoton ve derin olursa hastanın trans haline geçmesi de o kadar kolaylaşır.
Kadın, en sevdiği yer olarak, okyanusta bir adayı seçer. Psikolog sudan, denizin kokusundan ve ufka kadar uzanan maviliklerden söz ediyor. Her şey açılıyor… İnsan derin nefes alabiliyor. Rüzgar teni yalayıp geçiyor… Kelimeler kadını git gide odadan uzaklara götürüyor. Artık düşünmüyor, arıyor. Aradığı deniz kenarındaki imgeler ve duygular hem de içinde. Duygular zaman geçtikçe içe doğru yöneliyor. Bedenin içinde bir yerde, koltuğun derisi ince ve sızak kum haline geliyor. Gözler denizin mavisini hissediyor ve burun denizin kokusunu alıyor.
Tüm bunların amacı, hastanın gerçek dünyasından uzaklaşmasını sağlamaktır. Böylelikle ruhsal olarak “ gerçeklik “ yerine bir “ iç gerçeklik “ e bırakır. İç gerçeklik terimi hipnoz altındaki insanların içlerinde oluşturdukları ve objektif olarak algılanması çok zor olan fantezi dünyayı betimler. Her insan günlük yaşam sırasında güçlü bir şekilde olmasa da bu gerçekliğe ara sıra sapar: örneğin film seyrederken ve ya kitap okurken bazen o kadar etkilenir ki bir süre “ reel “ dünyadan kopar ve çevresini algılamaz. Kadın için her zaman gözlerini açıp iç gerçeklikten uzaklaşmak mümkün. Hiç kimse ve hiçbir şey kadını bu konuda engellememektedir. Ancak kadın, gerçek hayattan çok daha güzel olan neden basmak istesin ki ? Artık hipnoterapistin sözleri bir önem taşımıyor.. adamın sesini anlam taşımayan monoton bir fısıltı halinde algılıyor..
Gerçekten trans haline geçmek böylesine kolay mı? Sadece terapisti yönlendiren sesi ve kendi hayal gücü ile iç dünyaya giden kapıyı aralamak mümkün mü? ABD, Kanada Avusturalya ve Almanya da yüzlerce denek üzerinde yapılan bilimsel araştırmaların sonucu hep aynı: insanların yaklaşık % 10 luk bir dilimi çok kolay hipnoz altına alınabliyor. Diğer bir % 10’ luk kısmında ise hipnoz altına alınabilme yetisi çok zayıf . geriye kalanlar ise hikayemizin kahramanı kadın gibi hipnoterapi seansı için yeterli olan orta derecede hipnoz edilebilir kategorisine dahil. Kanada da Calgari üniversitesindeki araştırmacılar çok zor hipnozlanabilen insanlar üzerine yaptıkları araştırmalarda bu tip insanların genelde hayal gücünü kullanmada zorluk çektiklerini ve hatta bir nevi zevk alamama sorunu yaşadıklarını ortaya çıkardı.
1974 yılında California Üniversitesinde Edward Hoffmann ve Michael Phelps , Positron Emisyon Tomografi ( PET ) adını verdikleri belirli bir işte beynin hangi kısımlarını daha aktif davrandığını belirleyen bir tarayıcı geliştirdiler. PET ‘ in tarama yöntemi, çeşitli nöral bölgelerdeki kan akımını ya da beynin yakıtı olan glikoz un ne kadarının metabolize edildiğini ölçmeye dayanıyor. Tarama sırasında beynin aktif bölgeleri daha açık renkli ve parlak görünür. PET taraması yoluyla, beynin farklı bölgelerinin farklı işlevler üstlendiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, trans halindeki bir kişiyle aktif halde bulunan bir kişinin beyin faaliyetlerinin de birbirinden farklı olacağı açıktır.
Trans haline geçebilme yeti, kolay inanma, etkilenme,güçsüzlük veya histeri durumlarına değil; tersine , hayal gücü, yaratıcılık ve yeterli bir zeka düzeyine sahip olabilmeye bağlı.erkeler ve kadınların hipnoz olabilme yetisi aynıdır. Çocuklar neredeyse trans sanatçıları sayılabilir. Çünkü oyu oynarken bile dünyadan kopabilirler. Trans haline geçme yetisinin en fazla olduğu yaş ise yaklaşık 10 dur.
“ ancak hiçbir insan, istenmeye bir kişiyi hipnotize edemez” diyor ve hipnoterapist ekliyor. “ hipnoz altında hiç kimse normal ayık durumda yapmaya ihtiyaç duymadığı bir şey yapmaz ”
Araştırmacılar insana huzur ve rahatlık veren bu tür hafif trans durumlarında bile kişilerin bedensel davranımlarında belirgin değişmeler yaşandığını ortaya çıkardılar. Nefes alıp verme hızının düşmesi, kalp atışlarının azalması ve kan basıncının düşmesi, stres hormonlarının sayının ölçülebilir düzeyde azalması ve buna karşılık bağışıklık sistemi açısından önem taşıyan lenfositlerin artması. Bunlara ek olarak trans halindeyken, beyaz kan hücrelerinin etkinliğinin arttığı da ortaya çıkarılmıştır.
Stres hormonlarının insan vücuduna olan etkilerine araştıran san fransisco üniversitesinden bir grubun bulgularına göre, stres hormonları ve bağışıklık sistemi arasında birçok hastalığın tedavi ve teşhisinde önem kazanan bir ilişki var. Bu araştırma sırasında hsp 70 adı verilen bir stres hormonu tanımlanmış ve özellikle incelenmiş. Araştırmalar, stres hormonlarının kontrol edilmesinin özellikle kanser tedavisinde önemli bir adım teşkil edilebileceğini ortaya koyabilmektedir. Öte yandan kanser tedavisinde kullanılan klasik yöntemlerin genelde stres proteinlerini artırdığı ve bu yolla tedavisi amaçlanan tümörün aslında daha dayanıklı hale getirildiği sanılmaktadır. Transla tedavi, bu sorunu çözmesi bakımından yararlı olabilir.
Tüm bu değişimlerin ortak özelliği, sinir sisteminin gevşemesine yol açmalarıdır. Hipnotik gevşeme durumu, beden için, direncin güçlendirdiği bir dinlenme ortamı yaratıyor. Ancak araştırmalara göre trans sadece bir dinlenme fazı değil: örneğin , kondisyon bisikleti üzerinde sürekli hareket eden kimselerde de hipnotik durumlar oluşabiliyor. Trans, bedensel durumlardan çok değişik bir gerçekliğe bağlıdır.
Eskiden beri hipnotik trans bir çeşit uyku hali olarak kabul edilmiştir. 3 bin yıllık hint efsanelerde mezapotamya da ki gılgamış destanında ve eski mısırlıların yazıtlarında transın önemli bir yere sahip olduğu kültürlerle ilgili bilgiler vermektedir. Grekler “ tapınak uykusu “ adını verdikleri bir tedavi yöntemi kullanıyorlardı. Orta çağda hristiyan keşişler, insanların içindeki iblisleri kovmak için çeşitli hipnoz tekniklerini deniyorlardı. İstedikleri kişiyi ölüm uykusuna sokabilen büyücülerin varlığı da orta çağdan günümüze gelen bilgilerden biri. Bilimsel Hipnoz
Hipnozu bilimsel temellere dayandırmaya çalışan ilk kişi, 19. Yy sonlarında Viyana kentinde görev yapan Anton Mesmer adındaki doktordur. Ona göre trans halinde bulunmaktan ileri gelen tedavi gücünün esas kaynağı manyetizma idi. Mesmer hastalarını demir çubuklar ile dokunarak, gözlerini belli bir noktaya sabitleştirerek veya kolları üzerine eli ile vurarak hipnoz altına sokuyordu. Bu şekilde hastalığa sebep olduğuna inandığı ‘’ manyetik akışkan’’ ı doğru yola getirmeyi amaçlıyordu. Uzun bir süre boyunca birçok doktor cerrahi müdahalelerde ‘’ bayıltan uyku ‘’ yu kullanmıştır.geçen yüzyılın ortasından itibaren ise narkoz ilaçları ve kloroformun bulunması ile beraber hipnoz tıpta uygulanan bir yöntem olarak ders kitaplarından kaybolmuştu.ancak californiya daki Stanford üniversitesindeki araştırmacıların kanıtladıkları gibi hipnoz bir uyku değil. Hipnoz altındaki insanların EEG leri,uyanık ve faal durumda olan insanlarınkine benzer bir beyin durumuna karşılık geliyor.
Sıgmund Freud, Paris te bir senatoryumda bu ilginç olay ile karşılaştıktan sonra hipnoz ile ilgilenmiştir. Uğraşısı sırasında kendi deyimi ile ‘’ insanın bilincine yansımayan son derece güçlü ruhsal olayların olabilirliği ‘’ üzerine akıl yürütmüş: ancak bir süre sonra kendi deyimi ile ‘’ analizin saf altınını önerinin saf bakırına tercih ederek ‘’ hipnozdan uzaklaşmıştır. Daha sonra bu uğraşı ,sadece panayırlarda yapılan bir gösteri haline gelmiştir.
Binlerce hastayı hipnotize etmiş olan ABD li doktor Milton Erickson un çalışmalarını yetmişli yıllarda yayınlamasından bu sonra bu alanda yeni bir devir başladı.
Erickson, terapiste, hastanın hipnozlanmasında mümkün olduğunca az etki yapmayı salık veren ve bu yönü ile klasik otoriter hipnozdan ayrılan yeni hipnoz akımının kurucusu sayılıyor. Erickson a göre trans hali insanın yaratıcılığını öylesine artırıyor ki kişi, problemleri ile dış yardım olmadan da başa çıkıp bunları çözebiliyor. erickson bu inancını kendi yaşamında da örnekledi. 1967 yılında geçirdiği çiçek hastalığından sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Ve çoğu zaman dayanılmaz bir hale gelen ağrılarla 1980 yılındaki ölümüne kadar hipnoz yardımı ile mücadele etti.
Kadın , hiçbir kası bilerek oynatmadığı halde ,elinin istem dışı bir şekilde hareket ettiğini fark ediyor. El küçük ve ani hareketler yapıyor. Ancak bu hareketler, sanki yerçekimi olmayan bir ortamda yaptırılıyormuş gibi geliyor kadına .
Uzmanlar bu tür istemdışı hareketlere ‘’ kol kaldırma ‘’ adını veriyorlar. Bu hareketler hipnotik transın tipik etkilerinden biri. Geçen yüzyılın sonlarında Fransız Emile Coue bu hareketi ‘’ eylemlerimizin itici gücü istek değil, hayal gücüdür ’’ ve ‘’ her düşünce kendin gerçekleştirmek amacını güder ’’ diyerek tanımlamıştır.
Telkin Sanatı
Araştırmalar telkin ve hayal gücünün bile kaslar, hatta hormonal sistem ve bağışıklık sistemi üzerine etki gösterebildiğini belgeliyor. “ gitgide durumunuz iyileşiyor….” Gibi basit telkinler bile trans haline varmadan etkisini gösterebiliyor. Klinik hipnoterapi de bu gerçeği kullanıyor.
“ Bana neler oluyor ? “ kadın ister istemez kendine bu soruyu soruyor. “ ben bedeninin içinde çaresiz bir şekilde kontrol edilen, kapalı gözlerle gözlemleyen ve eli istemdışı hareket ettiğinde gülümseyen biri miyim ? yoksa içimde ikinci bir benlik, terapistin telkinlerine kulak verip fark etmediğim hareketler mi yaptırıyor ? “
Disosyasyon adı verilen, sanki aynı bedende iki farklı gözlemcinin var olduğu duygusu, transın tipik etkilerinden birisidir: Bir tarafta mantıksal bir şekilde analiz eden, gerçek dünyaya bir gözlemci, diğer taraftan bundan bağımsız şekilde yaşayan, sık sık sanal seyahatlere çıkan bir diğeri. Eğer seyahat eden ön plana geçerse sanal seyahatler zorlaşır. Ve trans sık sık kesilebilir.
ABD deki Harvard Üniversitesi’nde yapılan deneyler, kişide hipnozlanabilme özelliğine kadar gelişmişse disosyasyon duygusunun da o kadar yoğun fark edilebildiğini göstermiştir. Bazen kişi sanki bir parçası ile bedenini terk eder ve olayları dışarıdan gözler.
Olaylara mantıksal bir şekilde yaklaşan bir gözlemci, normal durumda benliğin hareketlerini koordine eder. Kişi trans haline geçtiğinde ise bu gözlemci etkisini kaybeder ve normal yaşantıda fark edilemeyen iç benlik erişilebilir hale gelir. Trans hali normal yaşantıda önemli olduğu sanılan olayları ve durumları ikinci plana itiyor ve iç benliğe hareket olanağı sağlıyor.
İç benlik veya istemdışının ne olduğu veya olmadığı konusunda öteden beri psikologlar arasında bir tartışma sürüp gidiyor. Milton Erickson için “ bilinçli olmayan tüm davranışlar istemdışıdır.” Ona göre hasta hipnoz altındayken yol göstermeli; zira hastanın iç benliği kendisine ve bedenine en faydalı olacak tedaviyi bilir. Hipnoterapistin bu işteki görevi ise telkinler vasıtasıyla iç benliğin ortaya çıkmasını sağlamaktır. İnsan bedeninde meydana gelen birçok olay istemdışı bir şekilde oluşur. Beyindeki milyarlarca nöronun bilgi işlem faaliyeti istem dışıdır. Ayrıca birçok organda faaliyetlerini istem dışı olarak devam ettirir. Tüm bunlar aslında her insanın benliğinden sadece küçük bir parçayı bilip istediği şekilde kontrol edebildiğini gösteriyor.
Geriye kalan ve istemdışı olarak görevini sürdüren büyük kısım ve iç benlik ise ancak trans halinde iken ortaya çıkıyor. Bazı araştırmacılar yaratıcı zekanın aslında uyanık iken engellendiğini, insanın esas yaratıcılığının trans haline girdikten ve gerçekle ilgili duyular önemsizleştikten sonra ortaya çıkabileceğini ileri sürüyor. İmgeler, mesajlar ve semboller kişi trans halindeyken ruh haline çok güçlü bir şekilde etki ediyor. Kadının deniz kenarı ile ilgili olarak canlandırdığı imgeler aslında kendi iç benliğinin yansımasıydı. İmgeler aslında kendi iç benliğinin yansımasıydı. İmgeler düşüncenin dışavurumu ve sonucudur.örneğin rüyalarda da insanlar, birbirleriyle ilişkileri belirsiz olan birçok imge görür. Bu durum kişi hipnoz altında iken güçlenir. Kişi ne kadar fazla imgesel olarak düşünebilirse ağrıların etkilerine katlanma gücüde o ölçüde artar. Almanya’nın Stuttgart kentindeki bir diş kliniğinde, anestezi ilaçlarının tümüne duyarlı olan genç bir adam hipnoz yardımı ile 20 dk boyunca derin transa sokulur. Genç adam hayalinde yelkenlisi ile denizde gezinti yaptığını düşlerken diş hekimi diş etlerini ameliyat eder. Hipnoz altında yapılan diş çekimleri ve tedavileri günümüzde, bazı ülkelerde oldukça yoğun bir şekilde uygulanıyor. Örneğin İskandinav ülkelerinden İsveç’te diş hekimlerinin yarıdan fazlası hipnoz uygulama konusunda eğitimden geçmiştir. Anestezi yerine hipnoz kullanılarak yapılan birçok ameliyatın bilimsel kayıtları mevcut. Hipnozun nasıl olup da bu tür mucizeler yaratabildiği hala araştırılmaktadır.bedenin kendi ürettiği ağrı kesicilerin bu durumda etkin olduğu konusundaki tahminler, ABD’li araştırmacılar tarafından geçersiz kılınmıştır. Yaptıkları deneylerde araştırmacılar hastalara bedenin salgıladığı ağrı kesicileri etkisiz kılan bir madde verdikleri halde, hastaların hipnoz altında ağrılara dayanıklılığının bundan etkilenmediğini görmüşlerdir. Bu nedenle araştırmacılar ağrılara dayanıklılığın bir şekilde yoğun olarak yaratılan hayaller ile ilgili olduğunu tahmin etmektedir. Buna göre kişinin dikkati son derece güçlü bir şekilde hayaller üzerinde yoğunlaşır. Ve acılar gibi etkenler beyin tarafından fark edilmez. Her ne kadar hipnozcunun, kişinin hipnoza geçmesi konusunda belirli bir işlevi varsa da, hasta ancak kendisi, hayal gücü ve yaşadığı olumlu olayları yeniden canlandırarak gerekli etkiyi yaratıp ağrılara bağışıklık kazanabilir.
Stanford üniversitesinde yapılan araştırmalar, tedavileri sırasında hipnoz kullanılan kanser hastalarını yaşama sansının hipnoz kullanılmayanlara göre 2 kat fazla olduğunu ortaya çıkarmıştır. Tahminler hipnoz tedavisinin kişinin bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde. Ayrıca hipnoz tedavisi hastanın kemoterapi ve ilaçların yan etkilerine direncini arttırıyor.
Ancak tüm bu araştırmalar ve bulgulara karşın hipnozun, akupunktur ve başka yöntemler gibi, tam olarak nasıl çalıştığı ve hangi doğal olaylara dayandığı konusunda birçok soru işareti var. Bu nedenle hipnoz birçok doktor, bilim adamı ve psikologa göre faydası hala tartışılır bir yöntem; araştırma ve deneyler haricindeki kullanıma da uygun değil.
Bazı araştırmacılar hipnoz ve transın, aynen hayvanlardaki yaşama içgüdüsü gibi ilkel bir mental davranış olduğunu öne sürüyor. Bir anlamda insanın köklerine geri dönüşü ve rasyonel davranışlar tarafından biçimlendirilen ‘’ ben’’ kavramından kurtuluşu. İnsanlar her zaman kendilerine yabancı olan yerlere ki bunların arasında iç benlik de var – ki gitme ve keşfetme isteği duymuşlardır ve her zaman trans bir tedavi aracı olmuştur. Afrika kökenli Vodoo kültüründe, hastalık yaratan ruhlar insanın bedeninden kovulur. Eski çin tıbbına ait kayıtlara göre trans altında yapılan ani beden hareketleri hastalıkların teşhisinde yardımcı olur. Kuzey Amerika yerlileri ruhsal problemleri trans dansları ile tedavi ederler. Eskimolar; bedenin tedaviye yanıt verme gücünü artırmak için saatler boyunca iki taşı birbirine sürter veya ateşe bakarlar. Dünya üzerinde trans ile beden ve ruhları tedavi etmek için kullanılmış olan ve hala kullanılan sayısız yöntem mevcut.
Her kültür kendine özgü semboller, imgeler ve mecazlara sahiptir. Çoğu kez ruhların gücünden dolayı olduğuna inanılan olayları sebebi, aslında kişinin iç benliğinde aranmalıdır .
Bilim Teknik Dergisi |
|
|
|
 | Bugün | 127 |  | Dün | 195 |  | Bu hafta | 518 |  | Bu ay | 2005 |  | Tüm zamanlar | 125264 |
| Psikoterapi Enstitüsü | | | Masterson Enstitüsü | | | Cised | |
|
|